< bilim haberleri - bismillahirrahmanirrahim - Blogcu





24/2/2009

bilim haberleri

Kayıp kıta AtlantisPDFPrintE-mail
Written by Bilim haberleri   
Saturday, 21 February 2009

İngiliz The Daily Telegraph gazetesinde yer alan habere göre Kanarya Adaları yakınlarında Batı Afrika sahiline 620 mil (997 kilometre) uzaklıkta bir nokta kayıp kıta Atlantis olduğu sanılan harabelerin izine rastlandı.

Google Ocean'da tespit edilen ve insan eliyle yapılmış kusursuz bir dikdörtgene benzeyen "gizemli" şekillerin Atlantis olabileceği tahmin ediliyor.

Galler büyüklüğünde olduğu tespit edilen dikdörtgenin bir mühendis tarafından belirlendiği bildiriliyor.

4 kilometre derinlikte olan dikdörtgen yapı, mimari çizimleri andıran bir harita şeklinde ve birbirini direkt kesen, rahatlıkla görülebilen çizgilere sahip.

Keşfin yapılmasıyla birlikte okyanus bilimciler ve jeofizikçiler araştırma için hazırlıklara başladı.



Kayıp kıta Atlantis

Atlantis, Platon'un Timaeus ve Critias kitaplarında bahsettiği efsanevi batık bir kıta ve uygarlık olarak biliniyor.

Platon'a göre Atlantis, "Herkül Sütunları'nın ötesinde" yer alan, Batı Avrupa ve Afrika'nın birçok kısmını fetheden ve Solon'un zamanından 9 bin yıl önce (yaklaşık M.Ö. 9500) Atina'yı fethetmeye çalışan, ancak başarılı olamayıp bir gecede okyanusa batan bir uygarlık."

New York Üniversitesi'nden arkeoloji küratörü Dr. Charles Orsel, Google Earth'te keşfedilen şekillerin Platon'un tarif ettiği yerde bulunduğunu belirtti.


Google Ocean

Google Ocean‘da Okyanusların 3D haritalarını barındırıyor. Google Ocean, geçtiğimiz Aralık ayında dünyanın dört bir yanından davet edilen yüzlerce oşinografın ortak çalışmasıyla oluşturuldu.

Sualtındaki volkanların etrafında sanal olarak yüzmenizi sağlayan uygulamayla egzotik deniz yaşamı hakkında videolar izlenebiliyor, batıklar hakkında bilgi ve fotoğraflara ulaşılabiliyor.

Koordinatlar
 
31°17'36.92"K 24°20'11.04"B


70 yıl içinde yerküre ısınacakPDFPrintE-mail
Written by Bilim haberleri   
Saturday, 21 February 2009

TAGEM Genel Müdür Yardımcısı Dr. Beyazgül geleceğe yönelik yapılan projeksiyonlara göre 2080 yılına kadar sıcaklığın ortalama 3.1 santigrat derece artmasının tahmin edildiğini dile getirdi. Dr. Beyazgül, iklim bilimcilerin bunun sonucu olarak yüksek enlemlerde yağışların artmasını, orta ve güney enlemlerde ise azalmasını beklediklerini ifade etti. Küresel ısınma sonucu iklimde bir bozulma olduğunu ve önlem alınmadığı takdirde bozulmaların artarak devam edeceğini belirten Dr. Beyazgül, şiddetli iklimsel değişmelerin yaşanacağının beklendiğini ifade etti. Son yıllarda yaşanan iklim değişiklerinin belirli bir alan veya dönemde kuraklığa sebep olduğuna dikkat çeken Beyazgül, kuraklık olgusunun iklim değişikliği ile birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti.

Türkiye'de farklı bölgelerin iklim değişikliğinden farklı etkileneceğinin altını çizen Beyazgül, ülkenin kuzey yarı kürede ve bir geçiş bölgesinde olduğunu hatırlattı. Bu nedenle Türkiye'nin küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğinden en fazla etkilenen ülkelerden biri olacağını dile getiren Dr. Beyazgül, Güneydoğu, İç Anadolu, Ege ve Akdeniz bölgelerinin daha çok etkileneceğinin tahmin edildiğini ifade etti.

70 yıl içinde yerküre ısınacakKüresel ısınma ve kuraklığın su kaynaklarına doğrudan etki etmesi nedeniyle en fazla tarım sektörünü sıkıntıya sokacağınıın altını çizen Beyazgül, suyun dörtte üçünün tarımsal sulamada kullanıldığını ve bunun tarımsal üretimi sınırlayan en önemli faktör haline geldiğini belirtti. Türkiye'de son yıllarda en kurak mevsimlerin yaşandığını ve kuraklığın artacağına yönelik tahminlerin ilgili kuruluşlarca yapıldığına vurgu yapan Beyazgül, Türkiye'nin en kurak mevsimini 2007 yılında yaşadığını en çok etkilenen bölgelerin ise Ege, Marmara, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu olduğunu hatırlattı. Bunun sonucu olarak bazı önemli hububat merkezlerinde kayıpların yüzde 40-50 oranına ulaştığını ifade eden Beyazgül, buğday üretiminin ise 20 milyon tondan 17,2 milyon tona gerilediğini dile getirdi. Beyazgül, dünyada da benzer gelişmelerin yaşandığını, bunun doğal sonucu olarak fiyatlarda artışlar oldğunun altını çizdi.


Türkiye'nin sahip olduğu iklim, toprak, su ve biyoçeşitlilik potansiyeli dikkate alındığında bu etkileri en aza indirecek çözümleri de içerisinde barındırdığına vurgu yapan Beyazgül, alınacak önlemlerin başında bunların korunması geldiğini dile getirdi. Beyazgül, iklim değişikliği ve biyoenerji arzının yarattığı güçlüklerle mücadele etmek için iklimle uyumlu ve sürdürülebilir üretim tekniklerinin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Bakanlık olarak yağmurlama, damla sulama teknikleri, daha az su ihtiyacı olan bitki türlerinin yetiştirilmesi gibi tedbirler aldıklarını ifade eden Beyazgül, su kaynaklarının korunması, kirletilmemesi ve tasarruf edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

(CİHAN) 


yeşil periPDFPrintE-mail
Written by Bilim haberleri   
Saturday, 21 February 2009

http://www.timeturk.com/images/news/35366.jpgeşil periDünya Astronomi yılı olarak ilan edilen 2009’un ilk önemli gök olaylarından biri Şubat ayının sonunda gerçekleşecek. Lulin Kuyrukluyıldızı 24 Şubat’ta dünyaya en yakın konuma gelecek. Göz alıcı yeşil rengiyle güneş sistemini ilk kez ziyaret edecek olması, Lulin’i astronomlar açısından daha da ilginç hale getiriyor. 


Lulin kuyrukluyıldızı, 2007 Haziran’ında Çin Sun Yat-sen Üniversitesi’nde meteoroloji öğrencisi 19 yaşındaki Quanzi Ye tarafından keşfedildi. Geceler önce “gökyüzü taraması” için Tayvanlı astronom Chi Sheng Lin’in Lulin gözlemevinde çektiği resimlere göz gezdiren Ye, yıldızlardan birinin yıldız olmadığının farkına vardı. Kuyrukluyıldıza keşfedildiği gözlemevinin adı Lulin verildi.

Amatör astronom Jack Newton Arizona’daki evinin arkasındaki gözlemevinde 1 Şubat’ta çektiği aşağıdaki resimde Lulin’in göz alıcı rengi açıkça görülebiliyor.

Kuyrukluyıldız dünyaya en yakın geçişini 24 Şubat 2009’da gerçekleştirecek. Yapılan tahminlere göre azami parlaklığının 4 ila 5 kadir olması bekleniyor. Bunun anlamı şehirler gibi ışık kirliliğinin olmadığı kırsal bölgelerde çıplak gözle gözlenebilecek.

Lulin’in güneş sistemine ilk kez ziyaret yapması da onu ilginç hale getiren diğer bir özellik. Güneş ışığına ilk kez maruz kalacak olması, astronomların sürpriz beklentisini artırıyor. Kuyrukluyıldız göz alıcı yeşil rengini Jüpiter boyutundaki atmosferinden alıyor. Kuyrukluyıldızın çekirdeğinden çıkan jetler, siyanojen (birçok kuyrukluyıldız da bulunan zehirli bir gaz) ve diatomik karbon (C2) içeriyor.

1910 yılında dünyanın Halley’in kuyruğundaki geçmesi endişelere yol açmıştı. Ancak kuyrukluyıldızdaki siyanojen dünya atmosferine girememişti. Lulin’de böyle bir endişeye bile gerek yok zira en yakın konumunda dahi dünyadan 38 milyon mil uzakta olacak.

Lulin’i kendi çıplak gözlerinizle görmek istiyorsanız biraz erken kalkmanız gerekiyor. (Şehirde imkânsız.) Güney göğünün 1/3ünde bulunabilecek Lulin, güneşten birkaç saat önce doğuyor. Yeşil kuyrukluyıldız Lulin’i bulabileceğiniz yerler:

6 Şubat: Lulin Kuyrukluyıldızı, Terazi Takımyıldızının denge noktası çift yıldız sistemi Zubenelgenubi’den (el-Zuban el-Janubi, Arapça, güney pençesi, el-kiffah el –Janubi  de denir, Güney Kefesi) süzülecek. Zubenelgenubi, Büyük Ayı kadar parlak olduğu için çıplak gözle rahatça bulunabilir. Buraya dürbünle baktığınızda Lulin’i görebilirsiniz.

16 Şubat: Kuyrukluyıldız Lulin, Başak Takımyıldızı’nın en parlak üyesi Spica’dan geçecek. Birinci kadirden yıldızlardan olan Spica, şehirden bile görülebilir. Spica’ya bakarak Lulin görülebilir.

24 Şubat: Bu tarihte Lulin en yakın konumunda olacak. Aslan Takımyıldızı’ndaki Satürn’den birkaç derece uzakta olacak Lulin, bu özel sabah çıplak gözle gözlenebilecek.

Lulin'in diğer resimleri: (Kaynak NASA ve Astronomi Web Siteleri)

 
Göktaşında şeker bulunduPDFPrintE-mail
Written by Bilim haberleri   
Friday, 09 May 2008



NASA bilim adamları, iki ayrı karbon meteor parçasında, şeker ve yaşamın oluşumunu sağlayan organik bileşimler saptadı. Dr. Cooper ve arkadaşları, Murchison ve Murray meteorlarında, az oranda, "dihydroksiyacetone" olarak bilinen şeker ve şekere benzer maddeler buldu.



Karbonik göktaşları üzerinde yapılan araştırmada şeker bileşimlerine ilk kez rastlandığı belirtilirken, bilim adamları, bu yeni bulguların ışığında, Dünya`ya yaşamın uzaydan geldiğinin düşünülebileceğini bildiriyorlar.

Aynı göktaşları üzerinde daha önce yapılan araştırmalarda, yaşamın oluşumunu sağlayan karbon temelli organik bileşimlerden aminoasit ve karboksilik asite rastlanmıştı.

Dr. Cooper, göktaşlarında saptanan diğer bileşimlerde, hücre metabolizmasının oluşumunda glikoz gibi kritik rol oynayan şeker benzeri maddelerin olabileceğini kaydetti.

Meteor parçalarından birinde 1982 yılında az miktarda şeker saptayan araştırmacılar, meteorun Dünya`ya çarpmasından sonra şeker bulaşmış olabileceğini düşünmüştü.

NASA Ames laboratuvarlarında yapılan araştırma, Nature dergisinin 20 Aralık sayısında yayımlandı.

Dünya`da yaşamın başlamasını sağlayan bileşimlerin uzaydan meteorlarla gelmiş olabileceğine işaret eden araştırmacılar, yeni bulguların yaşamı sağlayan maddelerin Dünya`da nasıl oluştuğu sorusunabir cevap olabileceğini vurguluyor.

Bilim adamları, uzun zamandan beri, Dünya`daki yaşamı, kuyruklu yıldızlar ve meteorlar vasıtasıyla gelen organik bileşimlerin başlattığını düşünüyordu.

Bir başka teori, Dünya`da ilk yaşamın şekerle başlamadığı tezini savunuyor. Bu teoride şekerin, çabuk dağılıp çözülmeye meyilli olduğu ve Dünya`da ilk yaşamın başlaması sırasına kadar kalmamış olabileceği düşünülüyor.

Karbon meteor olarak bilinen Murchison meteor parçası, 1969 yılında Avustralya`da bulundu. Önceki araştırmalarda meteor parçasında aminoasit gibi bileşimlere raslandı. Murray adı verilen karbonik meteor parçası, 1950 yılında dünyaya düşmüştü.

Kaynak:AA



Kral Herodun mezarı bulunduPDFPrintE-mail
Written by Bilim haberleri   
Sunday, 27 April 2008
Yahudi tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Kral Herod’un mezarı ortaya çıkarıldı.  Kral Herod ile ilgili çalışmalarıyla dünyada isim yapan ve alanındaki en önemli uzmanlardan biri olarak bilinen Netzer, 1972 yılından bu yana, söz konusu mezarı bulmak için bölgede kazılar yapıyordu.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesinde basın toplantısı düzenleyen Netzer, bu keşfi “çok önemli bir olay” olarak niteledi.

Üniversitenin Arkeoloji Bölümü Başkanı olan Prof. Netzer, lahtin, muhtemelen Herod’dan intikam almak isteyen biri tarafından, Kral Herod’un gömülüşünden kısa bir süre sonra tahrip edilmiş olduğunu söyledi.

“I. Herod” ve “Büyük Herod” adlarıyla da bilinen, Romalılar döneminde, Roma Senatosu tarafından “Yahudilerin Kralı” olarak atanan Herod’un (MÖ 74-4) bölgeye gömüldüğü, MS 1. yüzyıldaki Yahudi tarihçilerinden Flavius Josephus’un yazılarında yer almıştı. 34 yıl süreyle hükümranlık yapan Herod’un, Eriha’da uzun süren bir hastalığa yenildiği biliniyor.


Asimo orkestra yönetecekPDFPrintE-mail
Written by Bilim haberleri   
Wednesday, 23 April 2008
Asimo orkestra yönetecek Honda'nın sevimli robotu Asimo, bu kez de sanat dünyasında boy göstermeye hazırlanıyor.

Dünyanın en popüler robotu, hiç kuşkusuz Honda'nın geliştirdiği Asimo'dur. Sık sık birbirinden ilginç yeteneklerini sergilerken gördüğümüz Asimo, bu kez de gözünü orkestra şefliğine dikti.


Detroit Semfoni Orkestrası'nın ünlü şefi Thomas Wilkins, Asimo'nun nefesini ensesinde hissediyor. Asimo, 13 Mayıs'ta Honda'nın sponsor olduğu özel bir gösteride ünlü şefin yerini alacak ve orkestrayı yönetecek. Başka bir deyişle Asimo'yu bu kez elinde ince beyaz çubuğu sallarken göreceğiz. Özel gösteride, ünlü çello sanatçısı Yo-Yo-Ma da Asimo ile birlikte ilginç bir konser verecek.

Kim bilir, eğer Asimo orkestra yönetiminde de başarılı olursa, şef Thomas Wilkins gerçekten de kendine yeni bir iş bakmak zorunda kalabilir...



Güneş enerjisiyle gece uçuşuPDFPrintE-mail
Written by Bilim haberleri   
Wednesday, 23 April 2008
Güneş enerjisiyle işleyen İngiliz uçağı, pilotsuz en uzun süreli uçuş rekorunu kırdı.Ancak Zephyr’in kırdığı 54 saat rekoru resmen kayıtlara geçemeyecek, çünkü çok gizli gerçekleşen deneme uçuşuna dünya hava sporları federasyonu FAI’nin temsilcileri katılmadı.

Fakat Qinetiq şirketi, Zephyr’in 33 saat süren bir başka deneme uçuşunu federasyon yetkililerine bildirdiğini ve bunun da bir rekor olduğunu söylüyor.


Bundan önce pilotsuz en uzun süre havada kalma rekoru 2001 yılında jet motoruyla işleyen Amerikan Hava Kuvvetleri’ne ait Global Hawk keşif uçağının 30 saatlik yolculuğuydu.

Zephyr’i imal eden ekipten Chris Kelleher, “Bizim uçağımız çok daha yükseğe tırmanıyor ve uzun süre uçabiliyor” diyor.

Qinetiq şirketi, uçağın askeri amaçlarla kullanılabileceği gibi yeryüzünün fotoğraflanması ve iletişim alanlarında ticari uçuşlara da hizmet edebileceğini söylüyor.

MARS’A YOLCULUK?
Zephyr’in deneme uçuşu ABD’nin New Mexico eyaletindeki askeri üssünde gerçekleşti. İki kanat arası genişliği 18 metreye varan pilotsuz uçak, iki gün hiç durmadan uçtuktan sonra bir arıza nedeniyle inmek zorunda kaldı.

Pervaneli uçak, ikinci deneme sırasında, hava muhalefeti nedeniyle daha az süre havada seyretti.

Zephyr’in pazarlama müdürlerinden Paul Davey, “Dünyada ilk kez böyle bir uçağı iki gün boyunca güneş enerjisiyle uçurtmayı başardık” diyor.

Gün boyunca güneş enerjisini depolayan Zephyr’in pilleri uçağın gece de havada seyretmesini sağlıyor.

Uzaktan kumandayla yönetilen pilotsuz uçak, deneme sırasında 18 bin metreye kadar çıktı.

Güneş enerjisiyle gece de işleyebilen pilotsuz uçak denemesi bir ilk değil. 2005 yılında Amerikan şirketi AC tarafından imal edilen SoLong 48 saat havada kalmıştı.

Ancak iki uçak arasında önemli bir fark var. Zephyr’in pilleri devamlı olarak çalışır halde kalabiliyor. SoLong ise belirli aralıklarla havada süzülerek gitmek zorunda.

Nasa’nın geliştirdiği Pathfinder ve Helios uçakları da benzer mantık üzerine kurulu. Nasa, güneş enerjisini kullanarak ileride bu tip uçakların uyduların yerini alabileceğini ya da Mars gibi gezegenlere pilotsuz sefer düzenlenebileceğini tahmin ediyor.

Nasa’nın ürettiği Helios adlı araç 2001 yılında 29,5 kilometreye yükelerek, roketsiz çalışan kanatlı bir aracın irtfa rekorunu kırmıştı.

Fakat Helios 2003 yılında Hawaii yakınlarındaki Kauai adasında bulunan Amerikan üssünün hava sahasında uçarken parçalanarak düştü.

Dünyanın en büyük nötrino teleskopuPDFPrintE-mail
Written by Bilim haberleri   
Friday, 09 May 2008

Kuzey buzullarının 1400 metre altında kurulu olan AMANDA- Nötrino teleskopu, 1 kilometre yüksekliğinde ve 200 metre genişliğinde bir silindire yerleştirilmiş 700 sensörden oluşuyor. Amacı, evrendeki en şiddetli patlamalardan saçılan nötrinoları saptayarak, bir yayılma haritası çıkarmak..


Kuzey Kutbu’nda Amundsen-Scott istasyonuna yakın bir bölgede buzun 1400 metre altında kurulu olan Amanda nötrino teleskopunda 6 ülkeden 120 fizikçi çalışıyor. Nötrino teleskopu, gökyüzünün haritalanmasında kullanılacak.

Nötrino parçacıkları, evrenin en şiddetli olaylarında üretilir. Gamma ışınları patlamaları ve merkezlerinde süper masif kara delikler içeren aktif galaksiler, bu nötrino üreticilerin başında gelir.

Nötrinoların madde ile aralarında zayıf etkileşim vardır, ve bu nedenle nötrinolar çok özel ve yüksüz parçacıklar olarak kabul edilir. Işık veya diğer yüklü parçacıklardan farklı olarak, nötrinolar toz tarafından emilmeden veya manyetik alanlar tarafından saptırılmadan kozmos boyunca dolaşır dururlar.

Amaç yakalamak

Nötrinolar, evrenin her yayına saçıldıklarından dünyadan da geçerler. Bunlardan çok az bir kısmı da, Antarktikten geçerken buzullardaki oksijen çekirdeklerinin içinde parçalanır.

Bu parçalanma sırasında ortaya çıkan bazı ışıltılı parçacıklar Antarktik buzulları boyunca yol alarak AMANDA teleskopuna ulaşır.

Teleskopta çalışan ekip, nötrino gökyüzüne ilk kez baktıkları için astronomi için yeni bir şeyin bulunma şansı yüksektir.

Nötrino etkileşimleri çok azdır ve aralarındaki mesafe çoktur. AMANDA’dan geçen bir milyon nötrinonun yalnızca biri sinyal üretir.

Dedektörleri tasarlamanın ve kurmanın maliyeti 31 milyon dolara çıktı. Bilim adamları Güney Kutbu’nda AMANDA’nın daha büyük versiyonlarını kurmayı planlıyor.

IceCube olarak tasarlanan bu yeni dedektör 5.000 sensor içerecek ve 2009 yılında tamamlanacak. Bu tarihten önce NASA, ANITA adını verdiği bir nötrino dedektörü ile yüklü balonu 30 gün boyunca Güney Kutbu üzerinde uçuracak.

Dedektör bir milyon kilometre küp buzu kontrol edecek. Burada hedef nötrinolardan sızan radyo dalgaları atımlarının izini sürmek.


Einstein Halkası bulunduPDFPrintE-mail
Written by Bilim haberleri   
Friday, 09 May 2008



Astronomlar güney yarıkürede, bir tür kozmik merceğin kanıtı olan Einstein Halkası’nı buldular.

Einstein Halkası gibi ender görülen ışın fenomenleri, ışının, maddenin kütle çekimiyle yönlendirilmesiyle meydana gelirler. Yıldızlar, galaksiler veya galaksi kümeleri gibi gökcisimleri bu durumda bir mercek etkisi yapabilirler diye açıklıyor Spiegel dergisi (www.spiegel.de, 3.7.05). Ve bu kozmik mercekler arkalarındaki galaksilerin görüntülerini büyültüp, biçimlerini değiştiriyorlar.



Einstein halkalarında bir galaksi mercek etkisi yapar ama sadece öndeki mercek galaksi ve arkadaki galaksi birbirlerini mükemmel bir şekilde örttüklerinde, dünyadan izleyenler için bir halka görünür. Ve bu fenomen görelilik kuramıyla öncelendiği için de Einstein Halkası olarak bilinir.

Avrupa Güney Gözlemevinden Rémi Cabanac ve ekibi şimdi Very Large Teleskopu (VLT) ile Fornax takımyıldızında bugüne dek bilinmeyen bir halka saptadılar. FOR JO332-3357 olarak adlandırılan halka, çok parlak ve neredeyse tüm olması nedeniyle bilim adamları tarafından çok önemli bulunmakta. Ayrıca dünyadan en uzak olanı.

Astronomların fotoğraflarında yeni halkanın üçte biri görülmekte. Mercek galaksi, dünyamızdan sekiz milyar, bükülen ışının kaynağı ise on iki milyar ışık yılı uzaklıkta. Bilim adamlarının hesaplarına göre mercek, ışığın kaynağını 13 kat büyültmekte. Yaklaşık olarak 40.000 ışık yılı çapındaki mercek en başta eski yıldızlardan oluşmakta. 7000 ışık yılı çapındaki galaksi ise tam aksi olarak son derece aktif.

Einstein halkası sayesinde astronomlar mercek galaksinin kütlesini de hesaplayabiliyorlar. FOR JO332-3557 halkasını oluşturan galaksinin kütlesi yaklaşık olarak bir bilyon Güneş kütlesine eşit.

Kaynak:Hürriyet



Üç güneşli gezegen keşfedildiPDFPrintE-mail
Written by Bilim haberleri   
Friday, 09 May 2008



ABD'li astronomlar, galaksinin uzak bir köşesinde üç güneşe tanıklık eden bir gezegen keşfettiler. Jüpiter'den biraz daha büyük olan gezegen, bilim adamlarını sahip olduğu özelliklerle şaşırtıyor.


Dünyadan 149 ışık yılı ötede yer alan gezegen, Cygnus takımyıldızındaki HD188753 olarak bilinen üçlü yıldız sistemindeki en büyük yıldızın etrafında dönüyor.

Diğer iki yıldıza da yakın olması gezegenin üç adet güneşe sahip olmasına neden oluyor. Gezegende bir yandan gün doğumu gerçekleşirken bir yandan da gün batımı olabiliyor.

Astronomlara göre gezegenin içinde yer aldığı üçlü yıldız kümesi birbirlerine aşağı yukarı Satürn'ün güneşe yakınlık derecesi kadar yakınlar. Bilim adamları daha önce bu tür karmaşık yerçekimsel yıldız sistemlerine dair herhangi bir veriye sahip değildi. Bu yüzden bu keşfin oldukça önemli olduğu belirtiliyor.

Kaynak:Hürriyetim 



Satürn ışıltısını yitiriyor!PDFPrintE-mail
Written by Bilim haberleri   
Friday, 09 May 2008

Satürn gezegeninin en içteki halkası olan D halkasında, son yıllarda büyük bir değişim gözleniyor.

Cassini uluslararası uzay aracının yaptığı son gözlemler, parlaklığıyla Galileo döneminden beri astronomlarda hayranlık uyandıran halkalarda son 25 yılda büyük bir değişim olduğunu gösteriyor.



Voyager uzay aracının 1981'de gezegende yaptığı gözlemlerin, bugünkü gözlemlerle karşılaştırılması sonucunda ortaya çıkan en şaşırtıcı sonuç, D halkasının giderek ışıltısını yitirmesi.

Bir başka değişim ise D halkasının konum değiştirmesi ve halkanın bir bölümünün 200 km. kadar gezegene doğru daralması.

Halkada bu kadar kısa bir süre içerisinde bu kadar büyük bir değişimin nedeni konusunda astronomlar henüz kesin bir kanıya varamadı. Ancak bu değişimin, bilim adamlarına, gezegen halkalarının yaşı ve ömrü konusunda fikir verebileceği belirtiliyor.

Cassini'nin sağladığı verileri değerlendiren uzmanlardan Linda Spilker, Satürn'ün halkalarının kısa bir dönemin ardından kaybolacağını sanmadığını belirterek, "ancak bu değişimler bize, halkaların nasıl geliştiği ve nasıl son bulduğu konusunda önemli bilgiler sağlıyor" dedi.

Satürn ve onun gaz ve tozdan oluşan müthiş halkaları üzerinde yapılan incelemeler, güneş çevresindeki gezegenlerin 4,5 milyar yıl önce nasıl oluştuğuna ilişkin önemli ipuçları sağlıyor.

Kaynak:Milliyet

Galaksilerin ölümü görüntülendiPDFPrintE-mail
Written by Bilim haberleri   
Friday, 09 May 2008



Bilim adamları, çarpışan iki galaksinin fotoğrafını
çekti. Dünyanın sonunun da bir gün böyle olacağı tahmin ediliyor.


Dünyaya 100 milyon ışık hızı uzaklıkta iki galaksi, Balık (Pisces) takım yıldızında çarpıştı.'NGC 520' olarak bilinen birleşmiş galaksiler çarpışma sonucu şekillerini kaybetti.

Görüntünün merkezinin alt ve üstünde cansız, kırmızı ve parlak alanlarda yeni yıldızların oluştuğunu belirten gökbilimciler, bu çarpışmanın dünyaya 5 milyar yıl sonra neler olabileceği hakkında korkutucu bir öngörü sağladığını da söylediler.

Samanyolunun, güneş sistemini içine çeken komşu galaksi Andromeda ile birleşmesi bekleniyor. Dünyanın da içinde bulunduğu galaksinin 5 milyar yıl sonra Andromeda galaksisiyle çarpışıp yok olacağı belirtiliyor.

Aracı geliştiren İngiliz Astronomi Teknolojileri Merkezi müdürü Prof. Ian Robson, "Andromeda tarafından yutulmadan önce 5 milyar yılımız kaldı. Herşeye rağmen dünyanın ve galaksimizin nasıl sona ereceğini bilmek ilginç" diye konuştu.

Görüntüler, Hawai'de bulunan Mnua Kea'daki İkizler Kuzey Teleskobu'nda (the Gemini North Telescope) 2001 yılında kurulan 'Gemini Multi-Object Spectrograph' (GMOS) adlı araç tarafından görüntülendi.

Kaynak:Milliyet
İlk kez bir gezegenin oluşumu gözlendiPDFPrintE-mail
Written by Bilim haberleri   
Friday, 09 May 2008



Bilim adamları, evrende ilk kez bir gezegenin oluşum sürecini gözlemledi.Nature dergisinde yer alan makaleye göre, gözlem sonucunda, gezegenlerin nasıl ortaya çıktığına ilişkin çok sayıda sır da aydınlanmış oldu.



ABD'deki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden bilim adamları, NASA'nın uzay teleskopu Spitzer'ın sağladığı verilere dayanarak bir araştırma yaptı.

Bilim adamları çalışmaları sonucunda, dünyadan 13 bin ışık yılı uzaklıkta ve 100 bin yıl önce patlayan bir yıldızın yörüngesinde yeni bir gezegen oluşumu gözlemledi.

Sırlar ortaya çıktı

Nature dergisinde yer alan makaleye göre, gözlem sonucunda, gezegenlerin nasıl ortaya çıktığına ilişkin çok sayıda sır da aydınlanmış oldu.

Yıldızın patlamasıyla ortaya çıkan süpernova içerisinde yeniden şekillenen genç yıldızın (pulsar) yörüngesinde, ileride gezegene dönüşecek olan ve bir girdap şeklindeki toz ve gaz diski belirlendi.

Radyasyonla gözleniyor

Yıldız patlamasının uzaya saçtığı ve metal ağırlıklı toz ve gaz kalıntılarının, yörüngede yeniden toplanmasıyla ortaya çıkan disk, Spitzer'la doğrudan görülemiyor. Ancak çevreye yaydığı radyasyondan, şekli ve yapısı anlaşılabiliyor.

Gezegenlerin, yıldız patlamasıyla ortaya çıkan gaz ve tozların, yıldız yörüngesinde yeniden bir araya gelmesinden oluştuğu daha önce de biliniyordu ancak bu durum ilk kez bir gözlemle kanıtlanmış oldu.

Kaynak:CnnTürk

Buz çağı avcılarına kanıt Kuzey denizinde bulundu.
Arkadaşına Gönder!

« Önceki :: Sonraki »